Bir selamla başlar herşey; uzun, yorucu, heyecanlı, istekli, bitmesi imkansızlaştırılmış bir serüvendir. Bende birgün bir selam aldım ve bir doğup bir yitecek güneşe, yağmurlu ama apaydınlık sokaklara, kişiselleştirilmiş şarkı sözlerinden çıkartılacak anlamlı hüzüne bazense bir çocuk gülümsemesinde aranacak ulaşılmaz yüzün aklımda edindiği yerdeki uslanmaz çocuğa merhaba dedim. İşte o uslanmaz çocuk aslında o kadar şımartılmış ve senelerdir dışarıya fışkırmayı bekleyen bir enerjiyle doluymuş ki ben bunun farkında değilmişim. Bir çok zaman kendime itiraf edemesemde o çocuğun zaten orada bir yerde gizlendiğini ve bir gün bir gücün onu yerinden, yeni doğmuş bir çocuğun attığı çığlık misali çaresizce ve bilinçsizce yerinden çıkaracağının farkındaydım, en azından romanlarda okuduğum hikayelerin gerçek hayatta yaşanmış olaylardan kesit olduğunun farkında olduğum kadar. Hayatın gidişi bir senaryo gibi olduğunun farkındalığını her an üzerimde taşımama rağmen, ne olacaklardan ne yapmam gerekenlerden haberdardım. Bir rüya misali dinginliğine, bir çocuk hayali misali süslü, rengarenk duvarlarından, yollarından melodiler duyulan gök yüzünde mutluluğun resminin olduğu hayaller ülkesine yolculuğamı başlıyordum. Yoksa ölülerin kol gezdiği, kanla boyanmış duvarlarına bir katilin kazıdığı küfürlü duvar yazılarının olduğu, mecbaa’larında çıplak kadın resimli yayınlardan başka bir şey olmayan, gök yüzünde siyah bulutların hızla yer değiştirdiği görülen, umutsuz insanların çaresiz bakışlarıyla dolu bir başka ülkeyemiydi bu yolculuk?
Mutluluğamı adım atmıştım yoksa hayatımı zindana çevirecek bir karanlık mutsuzluk vadisinemi bunu ayırt etmekte güçlük çekiyordum. Ama karşımda bir çift göz vardı ki, baktığında dünyamı aydınlatan, bana çocukluğumda babamın tamir ettiği uçurtmamı büyük bir mutlulukla uçurduğumda onu izlerken gözüme vuran güneşin ışığıyla ne kadar benzeşiyordu. Bir insan gözü insana ne kadar çağrışım yapabilir bilmiyorum. Ama kelimelerin anlatmakta yetersiz kalabileceğini hissettirebilecek şimşekler çakıyordu, bu kadar hızlı atmaya alışkın olmayan yüreğimde. Olanlar bu kadar hızla yol alırken, ben düşüncelerimle duygularımın savaşında düşüncelerimin komutanlığını yapıyordum adeta. Yenilgiye bu kadar susamış bir komutan hem komik hem dramatik geliyordu bana. Duygularımın karşısında ezildiğimi, karanlık bir odada yanan mumun yavaş yavaş eriyip bittiğini izlemek gibi gözle görülür bir şekilde mantıksızlığın cazibesine kapılmanın özgürlüğünü izliyordum. Bir özgürlük bu kadarmı mahkumiyete sürüklerdi insanı, peki kim esaret için özgürlüğünü maşa olarak kullanırdı ki? Ben kullanıyordum tüm benliğimle, hür irademle, özgürlüğümle esarete bir çift gözün beni alıp götüreceği hapsedeceği o mutsuzluk veya mutluluk ülkesindeki esaretime doğru bile bile emin adımlarla, geçmişimin üzerine basa basa ilerliyordum.
Arkası Yarın :)
"Hayaller ve Gerçekler (nacizane roman kırıntısı)" isimli yazı 7 Ekim 2009 tarihinde saat 00:49 sularında "Benden" kategorisinde yayınlanmış olup "AhMeTMnS" tarafından yazılmıştır..Ve Bu yazı 195 kez okundu. .Ayrıca Hayaller ve Gerçekler (nacizane roman kırıntısı) isimli konuyya
Henüz yorum yazılmamıştır

